Bakan Şimşek'ten Piyasalar İçin 'Sistemik Risk Yok' Mesajı: Süreç Borsayı Baskı Altına Almayacak



Bakan Şimşek'ten Piyasalar İçin 'Sistemik Risk Yok' Mesajı: Süreç Borsayı Baskı Altına Almayacak
16px
32px

Bakan Şimşek, canlı yayınında ekonomi gündemindeki son gelişmeleri değerlendirdi. Şimşek, piyasalarda son dönemde yaşanan dalgalanmaların sistemik bir risk oluşturmadığını belirterek, sorunlu fonların "karantinaya alındığını" söyledi.

Bakan Şimşek'in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

-Piyasalarda yaşananlar esas itibariyle sınırlı sayıda fonlardaki kredi ve likidite problemi. Yani genele yayılmış bir sistemik risk söz konusu değil. Borsada ve fon piyasasında yapısal bir sorun yok.

-Serbest fon nitelikli yatırımcıların yatırım yaptığı bir alan. Bunlara hedge fon diyebiliriz. Oradaki regülasyon daha gevşek. 2019 yılından itibaren TEFAS'ta işlem görmeye başlayınca bu alan büyüyor. Sınırlı sayıdaki fondan bahsediyoruz. 2038 fon var Türkiye'de bunların 131'inden bahsediyoruz.

"Sorunlu Alanı Karantinaya Aldık"

-Çok sınırlı sayıda bir fonda maalesef piyasa bozucu eylemler var. Buna ilişkin gereken yapılmıştır. 131 fon Sermaye Piyasası Kurulu tarafından tasfiye sürecine konulmuştur. Fon piyasasının yüzde 90'ı sağlıklı işlemeye devam etmiş. Sistemik risk yok derken bunu kastediyorum, müdahale edilen kısım toplam fon birikiminin yüzde 10-11'ine denk geliyor.

"Tasfiye Süreci Borsayı Baskı Altına Almayacak"

-Tasfiye süreci borsayı baskı altına alacak bir çerçevede olmayacak. Sınırlı sayıda fonda bir risk ortaya çıkmış. Bu riskin piyasanın tamamına yayılmaması için çok güçlü tedbirler devreye alındı. Ve süreç sağlıklı bir şekilde işleyecek. Sorunlu alanı karantinaya aldık.

"Yatırımcıların Tasarrufları Korunacak"

-Yatırımcıların tasarrufları korunacak. Tasarruf finansman şirketindeki alan farklı, bankacılık benzeri bir alan, orada farklı süreç işler. Orada zaten portföy yönetim şirketiyle ilişkili kuruluş var, Katılımevim, Birevim bu alanda faaliyet gösteriyor, Emlak Katılım dün süreç başlattı, oradaki yatırımcıları korumaya yönelik.

-Serbest fon alanı çok daha katı kurallara bağlanmıştır. Teminat konusu, Takasbank çerçevesi, tüm bunlar ama en önemli konu şeffaflık. Bir daha bu türden bir hareketliliğin, bir oynaklığın yaşanma riski oldukça düşük. Yine de yakından takip edeceğiz.

"Piyasada Güven Devam Ediyor"

-Bizim bu tür senaryolara karşı sadece A değil, B, C planlarımız var. Merkez Bankamız "gereken likiditeyi sağlayacağım" dedi. Likidite çok önemli, orada gerekeni yaptık. İkinci olarak BDDK bankaların kendi hisselerini alması halinde çekirdek sermayeden düşülmeyeceğine dair bir adım attı. Bankaların elini rahatlattı. SPK zaten gereken hızda sorumlu alanı karantinaya aldı. Daha sonra da tasfiye sürecini açıkladı. Piyasada güven devam ediyor. 

-Risk algısı yüksek olsaydı CDS yükselirdi. Bırakın yükselmeyi sınırlı da olsa düştü. Borsa dün pozitifteydi. Ve genel olarak da pozitif bir hava vardı. Stresi nereden ölçtük biz? Bu fonlarda yatırımcı çıkışa yönelince bunu Hazinenin tahvil piyasasında hissettik. Çünkü likidite ihtiyacı vardı ve o satışlarla birlikte bir stres çıktı ortaya. Dün o stres tamamen kayboldu. Faizler de düştü, çünkü aldığımız tedbirler doğru.

-Bundan sonraki süreç adli bir süreç, yargının konusu. Piyasa bozucu faaliyetlerde bulunanların, yatırımcının birikimlerini tehlikeye atanların karşısında kurumlarımız üzerlerine düşeni yapıyor, yapmaya devam edecek. Burada hiçbir ayrım gözetmeksizin yanlış yapanlar sonuçlarına katlanacak. Bunun altını çok net çizmek istiyorum.

Çoklu Arz Şokunun Etkisi

-2026 yılı için 2025'te öngördüğümüz makro senaryo açısından savaş sıradan bir arz şoku değil. Maalesef bu şokun etkisiyle çok farklı noktalara geldik. Rafineriler vuruluyor. Ama bizim açımızdan daha önemlisi, Rusya-Ukrayna savaşında Rusya'nın rafineri altyapısının vurulması. Bu, mazot gibi nihai ürünlere çok olumsuz yansıyor. Dolayısıyla rekabet gücünden enflasyona kadar ciddi etkileri var.

-Merkez Bankamızın yaptığı ve bizimle paylaştığı çalışmaya göre bu savaş olmasaydı bugün enflasyon çok büyük ihtimalle en az 7 puan daha aşağıda olurdu. Şu anda yüzde 31,5, en az 7 puan daha aşağıda, yüzde 24,5 civarında olurdu. Yüzde 25'in altında olurdu. Belki yılı yüzde 21-22 civarında kapatırdık. Ama şimdi öyle görünüyor ki yılı yüzde 28-29 civarında kapatacağız. Piyasa da öyle düşünüyor.

-Bu tabii bizim için bir sorun. ikincisi, cari açık. Sürdürülebilir cari açık tanımımız büyümeye ve borç yüküne bağlı. Yani dış borcun millî gelire oranına bağlı. Biz programda hep sürdürülebilir cari açığı, bu parametrelere bağlı olarak yüzde 2-2,5 civarında hedefledik. Aslında bu sene rahat bir şekilde yüzde 2'nin altında olurdu.

-Genelde piyasacılar petrole bakıyor. Bu çok yanlış bir bakış açısı. Petrolün türevleri var. Mesela gübre doğrudan petrol ürünü değil ama gübre faturası da etkileniyor. Dolayısıyla cari açığımız bu sene yüzde 2'nin altında çok rahat olabilirdi. Ama maalesef yüzde 2,6-2,7 gibi bir rakam olacak. OVP'de yanlış hatırlamıyorsam yüzde 2,6'lık bir tahmin var. Bu yönetilebilir.

-Şu anda dünyada da bizde de savaşın ne zaman biteceğini, bu arz şokunun nasıl giderileceğini öngörmek zor. Büyük bir belirsizlik var. Fakat biz bunun yönetilebilir olacağını düşünüyoruz. Bir kere Türkiye'nin dış borcunun millî gelire oranının son 20-25 yıllık ortalaması yüzde 44,5. Şu anda yüzde 32 civarına inmiş durumda. Dolayısıyla bunu yönetmek çok daha kolay. Bu önemli.

-İkincisi, brüt dış finansman, yani dış borçlanma ihtiyacımıza millî gelire oran olarak bakmamız lazım. Uzun vadeli ortalamalar genelde yüzde 20'dir. Şu anda yüzde 16 ve altına inmiş durumda. Bu da çok değerli. Rezerv yeterlilik kriterlerine baktığınız zaman da birçok kriterde yeterliyiz. Dolayısıyla şu anda bir endişe kaynağı değil.

-Sürekli değişen bir ortamla karşı karşıyayız. Bir de değişik ürünlerde değişik adımlar attık. Mazotta yıl sonuna kadar kısmi sübvansiyon, yani ÖTV kaybı devam edecek. ÖTV'den kısmen vazgeçmeye devam edeceğiz. Diğer ürünlerde rekabet gücünü ve tarımı önceliklendiriyoruz. Mazot o anlamda biraz daha önemli.

-Bizim tahminimiz yaklaşık 400 milyar liralık bir gelir kaybı. Yaklaşık olarak söylüyorum, belirsizlikler var. Tabii bu geliri elde etmemiş olmak aynı zamanda faiz dışı fazlayı bir miktar aşağı çekiyor ve borçlanma ihtiyacı ortaya çıkarıyor. Finansman maliyetini de hesaba katarsanız aslında yarım trilyona yakın bir büyüklük. Ciddi bir rakam, 10 milyar doların üzerinde bir tutardan bahsediyoruz. Ama vatandaşa bu küresel ve bölgesel savaş şokunun etkisini sınırlamak için, bütçe imkân verdiği için bu adımı attık. Bütçeden kaynaklanan bir sorun görmüyorum.

-2027'de yine temkinli davrandık ve bütçe açığını yüzde 3,5 olarak öngördük. Çünkü deprem harcamalarının önemli bir kısmını borçlandık. Onun getirdiği bir faiz yükü var. Faizin millî gelire oranı artıyor. Çünkü bu sene iç borçta 100 TL borç ödeyip 90 TL borç aldık. Ama ondan önceki üç yılda, deprem harcamalarının ağırlıklı olduğu dönemde, 100 TL borç ödeyip 135 TL borç almışız. 

-İkincisi, gelecek sene bazı alanları önceliklendirdik. Dünyada gerçekten çok farklı bir dönemdeyiz. Çatışmalar yeni normale dönüşmüş durumda, savaşlar her yerde. Onun için savunma harcamalarını yüzde 229 artırıyoruz. Çünkü böyle bir ortamda, böyle bir konjonktürde savunma birincil önceliğimiz hâline dönüşüyor. Savunma olmadan ekonomik refah olmaz. O nedenle savunma bütçesini yüzde 229 artırdık. Sulama, içme suyu, sanayi altyapısı, organize tarım ve ihtisas bölgelerinin altyapısı gibi alanlara da ciddi kaynak aktarıyoruz. 2027 bütçesinde bu alanları önceliklendirdik.

-Eğer petrol fiyatları bizim varsayımımızda olduğu gibi gelecek sene ortalama 76-77 dolarlara gerilerse tabii ki eşel mobile ihtiyaç olmayacak. Zaten öyle bir niyetimiz de yok. Dolayısıyla bu seneki gelir kaybı gelecek sene devam etmeyecek. Bunun etkisi var. Bir de kayıt dışılıkla mücadele var. Dolayısıyla gelir hedeflerinin gerçekçi olduğunu düşünüyoruz.

-Bütçe, Türkiye'nin makroekonomik temelleri açısından en güçlü taraflarından biri. Bütçe önemsiz değil, önemli.

Yapısal Dönüşüm

-Yapısal dönüşüm gerçekten çok kritik. Çünkü verimlilik artışı ve inovasyon olmadan, o ekosistem güçlenmeden kalıcı refah artışı zor oluyor. Verimlilik sihirli kelime. Eskiden yapısal dönüşüm veya yapısal reformları belli başlıklar altında sıralardık. Bugün dünyanın geldiği durumda dönüşüm boyutu biraz daha önemli.

-Mesela sanayide dönüşüm. Bizim bir sanayi birikimimiz var ve bizim için çok değerli. Fakat bu sanayi birikimi dış rekabetin baskısı altında. Biz seçici kredilerle yardımcı oluyoruz. Bazı sektörlerde personel harcamalarına destek oluyoruz. Ama sonuçta katma değer zincirinde nerede olduğunuz önemli. Bizim katma değer zincirinde yukarı çıkmamız lazım. Daha çok orta-yüksek ve yüksek teknolojili alanlara yönelmemiz gerekiyor. Bunun için ortaya koyduğumuz kapsamlı programlar var. HIT-30 gibi, YTAK gibi, Hamle gibi. Bu programları Sanayi Bakanlığımız başarıyla yürütüyor, biz de güçlü şekilde destekliyoruz.

-Sanayide dönüşüm bence kritik ve somut bir alan. Emareleri de var. İhracatımızın yapısına baktığınız zaman orta-yüksek ve yüksek teknolojinin payı, savunma sanayisinin liderliğinde hızlı şekilde artıyor.

-Fakat bizim için geleneksel emek yoğun sektörler de çok değerli. O nedenle para politikasının duruşunu bozmadan, bütçe ve kamu imkânlarıyla, seçici krediler ve programlarla imalat sanayisini önümüzdeki dönemde daha güçlü destekleyeceğiz. Sadece ihracata yönelik reeskont kredileriyle değil, işletme sermayesine yönelik programları da açıkladık. O programları büyüterek devam edeceğiz.

-Bizim için istihdam çok önemli. Sanayi birikiminin korunması ve sanayimizin güçlendirilmesi Orta Vadeli Program'da çok önemli. Bu birinci konu sanayide dönüşüm. İkinci konu, yeşil dönüşüm.  Türkiye son 20-25 yılda petrol ve doğal gaz ithalatına 1 trilyon dolar ödemiş. Bunu azaltacak olan yeşil dönüşümdür. Türkiye'nin güneş, jeotermal ve rüzgâr enerjisi potansiyelini daha güçlü ve hızlı şekilde harekete geçirmesi cari açık açısından değerli. Makro risklerin ve dışa bağımlılığın azaltılması ekonomik güvenlik ve millî güvenlik konusu. Dolayısıyla biz yeşil dönüşümü moda olduğu için değil, ihtiyaç olduğu için önemsiyoruz.

-Üçüncü dönüşüm, mutlaka ıskalamamamız gereken dijital dönüşüm. Yapay zekâ fabrikaları, veri merkezleri, bunları destekleyecek nükleer enerji, 5G ve sonrası teknolojiler, insan kaynağı ve fiber altyapı... Bütün bu konularda hızlı şekilde yolumuza devam etmemiz lazım ve ediyoruz.

-Son bir alan kaldı. Özellikle 15-29 yaş grubundaki, eğitimde ve istihdamda olmayan genç nüfusu hedefleyen güçlü programlar. Ben bunu da reform olarak görüyorum.