Netanyahu Kararı Sonrası ABD'den ICC'ye Mali Kuşatma: Dolar Sistemi Hedefte
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne yönelik yaptırım politikasını yeni bir aşamaya taşımaya hazırlanıyor. Washington’ın üzerinde çalıştığı plan bu kez tek tek savcı veya yargıçları değil, mahkemenin kendisini küresel finans sistemi içinde çalışamaz hale getirebilecek ölçüde geniş bir yaptırım paketini hedefliyor.
Hamlenin merkezinde Gazze dosyası bulunuyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve dönemin Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle tutuklama kararı çıkarmıştı. ABD yönetimi ise bu kararların geri çekilmesi için mahkeme üzerindeki baskısını artırıyor.
Netanyahu Kararı Gerilimi Büyüttü
ICC, 21 Kasım 2024’te Netanyahu ve Gallant hakkında tutuklama kararı çıkardı. Mahkeme, iki ismin Gazze’de sivillerin yaşamı için vazgeçilmez gıda, su, ilaç ve yakıt gibi kaynaklara erişimin kısıtlanmasında cezai sorumluluk taşıdığına inanmak için makul gerekçeler bulunduğuna hükmetti.
Kararlarda savaş yöntemi olarak aç bırakma, sivillere yönelik saldırılar ile cinayet, zulüm ve diğer insanlık dışı eylemler dahil savaş suçları ve insanlığa karşı suçlamalar yer aldı. Netanyahu ve İsrail yönetimi ise suçlamaları reddetti ve mahkemenin İsrail üzerinde yargı yetkisi bulunmadığını savundu.
Washington da ICC’nin İsrail liderleri üzerindeki yetkisini kabul etmiyor. Trump yönetiminin yeni yaptırım hazırlığının temel hedeflerinden biri, mahkemeyi Netanyahu ve diğer İsrailli yetkililer hakkındaki kararlarından geri adım atmaya zorlamak.
Bm Komisyonu Soykırım Sonucuna Vardı
ABD’nin ICC üzerindeki baskısının arttığı dönemde Gazze’deki savaşın hukuki niteliğine ilişkin uluslararası değerlendirmeler de ağırlaştı.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi tarafından oluşturulan Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu, 2025’te yayımladığı kapsamlı incelemede İsrail makamları ve güvenlik güçlerinin Gazze’de Filistinlilere karşı soykırım işlediği sonucuna vardı.
Komisyon, öldürme, ağır bedensel ve zihinsel zarar verme, yaşam koşullarını grubun fiziksel olarak yok olmasına yol açacak biçimde değiştirme ve doğumları engellemeye yönelik önlemler dahil Soykırım Sözleşmesi’nde tanımlanan eylemlerin gerçekleştiği değerlendirmesini yaptı.
Komisyon ayrıca Netanyahu, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant’ın açıklamalarını değerlendirerek Netanyahu dahil bazı üst düzey İsrailli yetkililerin soykırıma doğrudan ve aleni teşvikten sorumluluk taşıdığı sonucuna vardı.
Komisyon Haziran 2026’da yayımladığı yeni değerlendirmede de İsrail makamlarının Gazze’de soykırım niteliğindeki eylemleri sürdürdüğü yönündeki önceki bulgusunu yineledi.
Nihai Soykırım Kararı Henüz Çıkmadı
Bununla birlikte “soykırım” konusunda farklı uluslararası hukuki süreçlerin birbirinden ayrılması gerekiyor.
Güney Afrika’nın İsrail’e karşı açtığı soykırım davasına bakan Uluslararası Adalet Divanı, bugüne kadar çeşitli geçici tedbir kararları verdi ancak İsrail’in Soykırım Sözleşmesi kapsamında devlet olarak nihai sorumluluğuna ilişkin esas kararını henüz açıklamadı.
Dolayısıyla BM Soruşturma Komisyonu’nun İsrail’in soykırım işlediği yönünde açık bir bulgusu bulunurken, Uluslararası Adalet Divanı’ndaki devletler arası dava henüz kesin hüküm aşamasına ulaşmadı.
ICC dosyası ise farklı bir hukuki zeminde ilerliyor. Mahkemenin Netanyahu hakkındaki tutuklama kararı doğrudan soykırım suçundan değil, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlardan kaynaklanıyor.
Abd Desteği Yalnızca Diplomatik Değil
Washington’ın İsrail’e desteği ICC dosyasıyla sınırlı değil. ABD yönetimleri yıllardır İsrail’in en önemli askerî ve siyasi destekçisi konumunda bulunuyor.
Trump yönetimi döneminde bu destek yeni silah paketleriyle de sürdü. ABD yönetimi 2025 yılında İsrail’e milyarlarca dolarlık mühimmat, bomba gövdeleri ve güdüm sistemlerinin satışına onay verdi. Bu paketlerden birinde on binlerce MK-84 veya BLU-117 tipi genel maksat bombası ile delici savaş başlıkları yer aldı.
Washington ayrıca ICC’nin Netanyahu hakkındaki kararlarına karşı mahkeme yetkililerini yaptırım listesine aldı. Yeni planın farkı ise baskının bireysel yaptırımlardan çıkarılarak kurumun tamamını hedeflemesi.
Bu durum, BM’nin bağımsız soruşturma komisyonunun Gazze’de soykırım işlendiği yönündeki bulguları ve Netanyahu hakkındaki değerlendirmelerine rağmen ABD yönetiminin İsrail’e yönelik koruyucu diplomatik ve askerî çizgisini sürdürdüğünü gösteriyor.
Dolar Sisteminden Koparma Seçeneği Masada
Hazırlanan yaptırım paketinin en ağır sonucu ICC’nin Amerikan finans sistemiyle ilişkilerinin kesilmesi olabilir.
Plan hayata geçirilirse ABD vatandaşları ve şirketlerinin özel izin olmadan ICC ile mali işlem yapması yasaklanabilecek. Bunun sonucu yalnızca banka transferleriyle sınırlı kalmayabilir.
Mahkemenin dolar üzerinden ödeme yapması, personel maaşları, sigorta hizmetleri, bilişim altyapısı, yazılım, bulut hizmetleri ve uluslararası tedarik zincirleri de baskı altına girebilir.
ABD finans sisteminin küresel ölçekteki ağırlığı nedeniyle Amerikan şirketleriyle doğrudan bağlantısı olmayan yabancı kuruluşların bile ICC ile çalışırken daha temkinli davranması söz konusu olabilir.
Abd'nin Kendi Icc Korkusu Da Var
Netanyahu kararı bugünkü gerilimin en görünür nedeni olsa da Washington ile ICC arasındaki anlaşmazlık bundan çok daha eski.
ABD Roma Statüsü’ne taraf değil ve Amerikan yönetimleri uzun süredir ICC’nin ABD vatandaşları üzerinde yargı yetkisi kullanmasını reddediyor.
Mahkemenin Afganistan’da işlenen suçlar kapsamında Amerikan askerleri ve istihbarat görevlilerini de incelemesi Washington’da ciddi tepki yaratmıştı.
Bu nedenle Trump yönetiminin ICC politikasında iki dosya birleşiyor: İsrail liderlerine yönelik soruşturmaların engellenmesi ve gelecekte Amerikan askerleri veya yetkililerine karşı benzer süreçlerin önünün kesilmesi.
Yeni yaptırım hazırlığının kurumu doğrudan hedef alması, bu uzun süredir devam eden çatışmayı finansal sistem üzerinden çok daha ileri bir aşamaya taşıyabilir.